NAMAZ KILDIRMA MEMURU İLE SOHBET
Mahalle mescidinin namaz kıldırma memuru bir dakika diyerek önüme çıktı:
– Sizinle biraz konuşabilir miyim?”
Tabii konuşabilirsiniz, buyurun dedim,
– Neden camiye gelmiyorsunuz?
Bu sorunuza ayaküstü cevap veremem, 10-15 dakika zamanın varsa parktaki kanepeye oturalım konuşalım. Parka girerek uygun bir kanepeye oturduk.
Kardeşim mescide gelerek mahallemizin insanları ile namaz kılmayı ben de çok arzu ediyorum. Fakat siz benim beğenmediğim laik, seküler devletin memurusunuz. Sizin arkanızda namaz kılamam.
– İlâhiyat diplomalı kardeşinizin arkasında nasıl namaz kılmazsınız?
Devletin fakültesinden diploma aldınız, devlettin memurusunuz ve devletten maaş alarak namaz kıldırıyorsunuz, siz camide devleti temsil ediyorsunuz, devletin emirlerini tebliğ ediyorsunuz ve devletin tarafındasınız. Kur’an hükümlerine karşı devletin hükümlerini destekliyorsunuz.
– Devletin memuru olmam namaz kıldırmama engel olamaz, tüm ilâhiyatçılar gibi Kur’an hükümlerine karşı çıkmam mümkün değildir, yanılıyorsunuz.
Ben bu laik, seküler devleti sevmiyorum, değişmesini istiyorum, siz cemaatle “Ya Rabb’imiz bu devletimizi başımızdan eksik etme, devletimizi yok olmaktan koru, ordularımızı, karada, havada, denizde muzaffer et” dualarını yaparak kötünün devamını ve korunmasını istiyorsunuz. Faiz haramdır, içki satışları haramdır, genel evler haramdır, diyebiliyor musunuz? Allah’ın hükümlerinin geçerli olmadığını bile bile “Allah’tan başka ilâh yoktur, egemenlik Allah’ındır” diye yalan söylüyorsunuz. Sûrelerin başındaki Besmeleler âyet sayılmadıklarından sessiz okunabilir, kaldı ki Allah bir işe Besmele ile başlayın buyurduğuna göre sesli okunması daha doğrudur. Fatiha Sûresi’nde Besmele birinci âyettir, sessiz okunması gizli inkâr anlamındadır, ikinci âyetten ayırmadan sesli okunması doğrusudur. Hâlen uygulanan Emevi kanununa uyarak sessiz okunması kasıtlı olarak inkâr anlamındadır. Fatiha yedi âyet ise tamamı sesli okunur. Altı âyete indirenler birinci âyeti sesiz okurlar.
– Ben dediğiniz haramları cemaate söylersem sürgün edilir veya görevden atılırım. Gelenek olduğu için namazlardan sonra devlete dua edilmesi adet olmuştur. Devletin düzenin laik, seküler olması, Allah’ın hükümlerinin uygulanmaması ezanların okunmasına engel değildir. Tüm dünyada imamlar Fatiha’nın birinci âyeti olan besmeleyi gizli okuyorlar, her hâlde bu kadar ilahiyatçı yanlış yapmaz, bende sessiz okumaya devam edeceğim.
Ehli Kur’an, ehlisünnetten çok çok önde olduğundan cemaate benim veya benim gibi inananların namaz kıldırmasının doğru olduğuna inanıyorum. Siz de ehlisünnet olduğunuzdan ve devletten maaş alarak devletin dinini uyguladığınızdan arkanızda namaz kılarsam inançlarımı inkâr etmiş olurum. Kaldı ki siz ehlisünnet hükümlerini bile çiğniyorsunuz, eski ehlisünnet âlimlerinizden Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal kitabında, cemaate namaz kıldıracak insanları vasıflarıyla sıralandığı hâlde, camilerde bu kuralları uygulamazsınız.
– Ehlisünnet, ehli Kur’an ayırımını doğru bulmuyorum. İlmihal kuralları camide uygulanırsa bizlere gerek kalmaz, uygulamaya kalkanlar arasında da sorunlar çıkar. Kimin namaz kıldıracağını cemaat tayin edemez. Siz Emevileri, Hz. Muaviye’yi ve ehlisünneti sevmiyorsunuz, düşman gibi görüyorsunuz.
Hz. Resulullah’ın emaneti olan İslâm Devleti’ni yok ederek, saltanat devletini kuran ve başlatan Muaviye değil mi? Bir insanın dinine yapabileceği en büyük günahı, haramı yaptı. Aradan 1400 sene geçtiği hâlde onun kan, zulüm, kölelik düzeninden hâlen kurtulamıyoruz. Hazret diyerek sevginizi, saygınızı gösterdiğiniz insanın ismini çocuklarınıza niye koymuyorsunuz? Türkiye’de ve yeryüzünde Muaviye ismi olan bir tek insan bulamazsınız, milyarlarca insan bilerek, bilmeyerek Muaviye’nin en büyük hain, en büyük zalim olduğunu tastik etmektedirler. Emevi saltanatının devlet dini olan ehlisünneti, tüm saltanatlar güçlendirilerek korundular, ehlisünnette vefa borcu olarak saltanatları ve laik seküler düzenleri korumaya devam etmektedir. Laik, seküler düzen diyânet teşkilâtı vasıtasıyla ehlisünnete, ehlisünnette düzene sahip çıkmıştır. Diyânet teşkilâtı yok edilerek camilerden eli çektirildiği zaman, cemaat en mükemmel seçimle imamını seçecektir.
– Hz. Muaviye hem sahabe hem de vahiy kâtibi olduğundan saygı gösteriyoruz, Hz. Ali’ye isyânı ve Sıffın Savaşı ikisinin arasında geçen olaydır, biz yargılayamayız. Muaviye isminin çocuklara verilmemesini siz söyleyince fark ettim, o kadar önemli bir husus değil. Diyanet teşkilâtı başta müftülükler olmak üzere binlerce camilerdeki din görevlilerini organize ediyor, camilerde beş vakit ve Cuma namazlarının aksatılmadan kılınmasını sağlıyor, yaz tatilinde Kur’an kursları tertip ederek çocukların Kur’an okumalarını sağlıyor. Hac ibadetini organize ediyor. Bu yapılanlar güzel hususlar değil mi?
Kardeşim Muaviye hazret değildir, sahabe değildir, vahiy kâtibi de olmamıştır. İslâm devletini yok ederek kendi saltanatının egemenliğini sağlayınca, bu yalanları uydurarak ve uydurtturarak kendisine etiket yaptırmıştır. Vahiy kâtipliği yapan Muaviye Hz. Resulullah’ın düşmanı Ebu Süfyan’ın oğludur. Mekke döneminde Hz. Resulullah’ın yanına hiç gelmemiştir. Hicret etmediğinden Medine döneminde de yoktur. Mekke’nin fethinden sonra da Hz. Resulullah’ın hiçbir mücadelesinde, savaşında yanında bulunmaması, diğer sahabelerle hiçbir tanışıklığının, yakınlığının, çalışmalarının olmaması, ona yakışmayan vahiy kâtipliği unvanının ve diğer etiketlerinin sahte olduğunun apaçık delilidir. Sıffın Savaşı iki kişinin arasına sıkıştırılacak olay değildir, iki kişinin kavgası da değildir. Hz. Resulullah’a istemeyerek biat eden zengin Emevi aşiretinin isyânıdır, bu isyân Hz. Ebu Bekir’in seçilmesi ile başlayarak Hz. Osman’ın seçimiyle hedefine ulaşmıştır. Başarısız Hz. Ali devrilerek Hz. Resulullah’ın emaneti olan İslâm Devleti 29. uncu senesinde yıkılarak yerine Emevi hanedanlığının egemenliğinin kabul ettirilmesidir. Diyânet teşkilâtı devletin kurumu olup ve hükümetin emri altında çalışan bir teşkilat olup, hiçbir zaman inananların ve Allah’ın mesajlarının yanında olmamıştır.
– Bu iftira iddialarını ilk defa sizden duyuyorum, ehli Kur’an olanları daha iyi tanıdım ve çok üzüldüm. Allah ehlisünnetten hiç kimseyi ayırmasın.
Kardeşim, Kur’an ahlâkına uygun olarak yaşamak isteyenler, ehli Kur’an olmak zorundadırlar. Cennete gitmek isteyenler, yalnız ve yalnız Kur’an yolunda gitmek zorundadırlar. Bir ayağı Kur’an yolunda, diğer ayağı tagut yolunda olanlar, kesinlikle cehenneme gideceklerdir.
Kardeşim böylece çıkmaz sokağa girdiniz, senin inancın sana, benim inancımda bana olsun, Allah’ın selâmı da aklını kullananların üzerine olsun.

Turan GÖZLEVELİ