Mevlidi Şerif
Mevlidi Şerif – Süleyman Çelebi
Süleyman Çelebi, Mevlidi Şerif’i Peygamberimiz (SAV) Efendimiz’in diğer peygamberlerden üstün olduğunu isbat etmek üzere yazmıştır.
https://www.nasihatler.com/mevlidi-serif-suleyman-celebi/
BAKARA 285- Elçi, Rabbi’nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti. Müminlerin de hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Elçilerine iman ettiler. « Biz Allah’ın Nebileri arasında ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır. » dediler.
Tüm İslam dünyasının beğenisini kazanmış olan mevlid-i şerif veya halk arasında kısaca söylenen mevlid, son peygamber olan Hz. Muhammed (SAV)’in doğum gününü nitelemesinin ardından onun en yüce özelliklerinin övüldüğü eserlerdir. 😀
Muhammed Mustafa ra Salevat
Allah adın zikredelim evvela
Vacib oldu cümle işte her kula
Allah adın her kim ol evvel ana
Her işi âsan eder Allah ona
Allah adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya anın sonu
Bir kez Allah dese şevkile lisan
Dökülür cümle günah misli hazan
İsm-i pakin pak olur zikreyleyen
Her murada erişir Allah diyen
Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Dert ile göz yaş ile ah edelim
Ola kim rahmet kıla ol padişah
Ol Kerimü ol Rahimü ol ilah
Birdir ol birliğine şek yok dürür
Gerçi yanlış söyleyenler çok dürür
Cümle alem yok iken ol var idi
Yaradılmıştan Gani Cebbar idi
Var iken ol yok idi ins-ü melek
Arşü ferşü ayü güm hem nüh felek
Sün ile bunları, ol var eyledi
Birliğine cümle ikrar eyledi
Kudretin izhar edüp hem ol Celil
Birliğine bunları kıldu delil
‘Ol! ‘ dedi bir kere var oldu cihan
‘Olma! ‘ derse, mahv olur ol dem heman
Haşre dek ger denilirse bu kelam
Nice haşr ola, bu olmaya temam
Pes Muhammeddir bu varlığa sebeb
Sıdk ile anın rızasına kıl taleb
Ey azizler işte başlarız söze
Bir vasiyet kılarız illa size
Ol vasiyyet kim derim hem tuta
Mis gibi kokusu canlarda tüte
Hakk Teala rahmet eyleye ana
Kim beni ol bir dua ile ana
Her kim diler bu duada buluna
Fatiha ihsan ede ben kuluna
(Mevlidi Şerif’in müellifi Merhum Süleyman Süleyman Çelebi Hazretleri´nin ruhu için ve bu satırları okuyan, dinleyen, okumasına sebep olanlardan yaşayanların ruhu makamlarına, ahirete göçmüş olanlarının da ruhlarına El-Fatiha.)
HAK TEALA BAHRİ
Hak Teala çün yaratdı Ademi
Kıldı Ademle müzeyyen alemi
Ademe kıldı feriştehler sücud
Hem ana çok kıldı ol lûtf issi cûd
Mustafa nurunu alnından kodu
‘Bil habibim nurudur bû nur dedi’
Kıldı o nur anın alnında karar
Kaldı anın ile nice ruzigar
Sonra Havva alnına nakletdi bil
Durdu anda dahi nice ayü yıl
Şit doğdu ana nakletti bu nur
Anın alnında tecelli kıldı nur
Erdi İbrahimi İsmaile hem
Söz uzanûr eğer kalanın der isem
İşbu resm ile müselsel muttasıl
Ta olunca Mustafa´ya müntekil
Geldi çün ol rahmeten lil´alemin
Vardı nur anda karar etti hemin
‘Ger dilersiz, bulasız oddan necat
Aşk ile, derd ile edin essalat’
VİLADET BAHRİ
Şefiul´usati fi yevmil´arasat, Hazreti-i Ahmedü Mahmudû Muhammed Mustafa ra Salevat
Amine hatun Muhammed annesi
Ol sadeften doğdu ol dür danesi
Çünki Abdullah´dan oldu hamile
Vakt erişdi hefte vü eyyam ile
Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
Çok alametler belirdi gelmedin
Ol Rebiul evvel ayı nicesi
On ikinci gice isneyn gecesi
Ol gice kim doğdu ol hayrûl beşer
Anesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol Habibin anesi
Bir acep nur kim güneş pervanesi
Berk urup çıktı evimden nagehan
Göklere dek nur ile doldu cihan
Gökler açıldı ve feth oldu zulem
Üç melek gördüm elinde üç alem
Biri meşrık biri mağribde anın
Biri damında dikildi Ka´benin
Bildim anlardan kim ol halkın yeği
Kim yakin oldu cihana gelmeği
Bildim anlardan ki ol halkın beyi
Kim yakın oldu cihana gelmeyi
İndiler gökten melekler saf ü saf
Kabe gibi kıldılar evim tavaf
Hem hava üzre döşendi bir döşek
Adı Sündüs, döşeyen anı melek
Çün göründü bana bu işler ayan
Hayret içre kalmış idim ben heman
Yarılıp çıktı divardan nagehan
Geldi üç huri bana oldu ayan
Bazıları derler ki ol üç dilberin
Asiye´ydi biri ol meh-peykerin
Biri Meryem hatun idi aşikar
Birisi hem hûrilerden bir nigar
Geldiler lutf ile ol üç mehcebin
Verdiler bana selam ol dem hemin
Çevre yanıma gelip oturdular
Mustafayı birbirine muştular
Üç alem dahi dikildi üç yere
Her birisin edeyim nerden nere
Dediler oğlun gibi hiç bir oğul
Yaradılalı cihan gelmiş değil
Bu senin oğlun gibi kadri cemil
Bir anaya vermemiştir ol Celil
Ulu devlet buldun ey dildare sen
Doğuserdir senden ol hulki hasen
Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
Bu gelen tehvid-i irfan kanıdır
Bu gelen aşkina devreyler felek
Yüzüne müştakdürür ins ü melek
Bu gice ol gicedir kim, ol şerif
Nur ile alemleri eyler latif
Bu gice şadan olur erbab- dil
Bu giceye can verir eshab-ı dil
Rahmeten lil´alemindir mustafa
Hem şefiu´l-muznibindir mustafa
Vasfını bu resme tertib etdiler
Ol mübarek nuru tergib ettiler
Amine eder çü vakt oldu tamam
Kim vücuda gele ol hayrül enam
Susadım gayet hararetten kati
Sundular bir cam dolusu şerbeti
Şerbeti karşımda tutdu hûriler
Bunu sana verdi Allah dediler
Kardan ak idi ve hem soğuk idi
Lezzeti dahi şekerde yok idi
İçtim anı oldu cismim nura gark
Edemedim kendimi nurdan fark
Geldi bir ak kuş kanadiyle revan
Arkamı sıvadı kuvvetle heman
Doğdu ol saatte ol sultan-ı din
Nura gark oldu semavat ü zemin
Sallü aleyhi sellimü teslima
Hatta tenali cennetten ve naima
Essalatü vesselamü aleyke Ya Resulallah
Esselatü vesselamü aleyke Ya Habiballah
Essalatü vesselamü aleyke
Ya Seyyidel-evveline velahirin.
MERHABA BAHRİ
Yaradılmış cümle oldu şadüman
Gam gidip alem yeniden buldu can
Cümle zerrat-i cihan edip seda
Çağrışuben dediler kim merhaba
Merhaba ey al-i sultan merhaba
Merhaba ey kan-i irfan merhaba
Merhaba ey sırr-ı fürkan merhaba
Merhaba ey derde derman merhaba
Merhaba ey bülbül-i bağ-ı Cemal
Merhaba ey derde derman merhaba
Merhaba ey mah-ü hürşid-i Hüda
Merhaba ey Hakk´dan olmayan cüda
Merhaba ey asi ümmet melcei
Merhaba ey çaresizler eşfai
Merhaba ey can-ı baki merhaba
Merhaba uşşaka saki merhaba
Merhaba ey kudreti ayn-ı Halil
Merhaba ey has-ı mahbub-u Celil
Merhaba ey rahmeten lil´alemin
Merhaba sensiz şefia´l müznibin
Merhaba ey Padişah-ı dû cihan
Senin için oldu kavnile mekan
Ey cemali gün yüzü bedr-i münir
Ey kamû düşmüşlere sen dest-gir
Dest-girisin kamu üftadenin
Hem penahı bende-vü azadenin
Ey gönüller derdinin dermanı sen
Ey yaradılmışların sultanı sen
Sensin ol sultan-ı cümle enbiya
Nur-i çeşm-i evliya vü asfiya
Ey risalet tahtının sen hatimi
Ey nübüvvet mührünün sen hatemi
Çünkü nurun ruşen etdi alemi
Gül cemalin gülşen etdi alemi
Oldu zail zulmet-i cehl-ü dalal
Buldu bağ-ı marifet ayn-i kemal
Ya Habiballah bize imdad kıl
Son nefes didarın ile şad kıl
Ger dilersiz, bulasız od-dan necat
Aşk ile, derd ile edin es-salat
Çünkü ol mahbub-i Rahman ü Rahim
Kıldı dünyayı cemalinden naim
Birbirine muştalayıp her melek
Raksa girdi şevk ü şadından felek
İşbu heybetten Amine hub rû
Bir zaman aklı gidüp geldi gerû
Gördü gitmiş huriler hiç kimse yok
Görmedi oğlun tazarru kıldı çok
Huriler aldı tasavvur kıldı ol
Hayret içre çok tefekkür kıldı ol
Çevre yanın isteyü kıldı nazar
Gördü kimbir köşede hayrü´l-beşer
Şöyle Beytullaha karşı ol Resul
Yüz yere vurmuş ve secde kılmış ol
Secdede başı dili tahmid eder
Hem kaldırmış parmağın tehvid eder
Debrenür dudakları söyler kelam
Anlayamazdım ne derdi ol hümam
Kulağım ağzına verdim dinledim
Söylediği sözü ol dem anladım
Der ki ey Mevla yüzüm tuttum sana
Ya İlahi ümmetim ver- gil bana
Ümmetim dedi sana çün Mustafa
Ver salavat sen de ana bul safa
Miracı Hazreti Peygamber
Sahibü´l hullet-i vettaç, verakib´ül büraki fi leyleti´l mir´ac Hazret-i Ahmed-i Mahmud-ü Muhammed Mustafa? ya salevat
Gel beri ey aşk od´una yanıcı
Kendüyi maşuka aşık sanıcı
Dinle gel mir´acın ol şahın ayan
Aşık isen aşk oduna durma yan
Bir düşenbih gecesi tahkik haber
Leyle-i kadr idi o gece meğer
Ol hümayun bahtı ol kadri yüce
Ümmühanın evine vardı gece
Anda iken nagehan ol yüzü ak
Cennete var dedi Cebrail Hak
Bir murassa taç ve bir hulle kemer
Hem dahi al bir burak-ı muteber
Ol habibime ilet binsin ana
Arşımı seyreylesin görsün beni
Cebrail çün cennette vardı revan
Gördü kimin kırk burak otlar heman
İçlerinden bir burak ağlar kati
Yemez, içmez, kalmamış hiç takati
Gözlerinden yaşı ceyhun eylemiş
Ciğerini dert ile hun eylemiş
Dedi Cebrail nedir ağladığın
Hüznile can ü ciğer dağladığın
Baki yoldaşın yeyip içip gezer
Sen inilersin, canın ne sezer?
Dedi bırk bin yıl durur kim ya emin
Aşk durur bana yemek, içmek hemin
Nagehan bir ün işitti kulağım
Ol zamandan bilmezem sağu solum
Ya Muhammed deyuben çağırdılar
Bir seda birden yürekler deldiler
Ol zamandan bilmezem kim nolmuşam
Ol adın ismine aşık olmuşam
Yüreğim içinde eridi yağım
Aşık oldu görmeden bu kulağım
Cenneti başıma aşkı dar eder
İşimi veleyl-ü nehar üş zar eder
Gerçi zahir cennet içinde duraram
Ma´nide narın azabın görürem
Ger eremezsem visaline anın
Uruserem terkini can ü tenin
Cebrail eder buraka ey burak
Verdi Hak maksudunu kılma firak
Kimde kim aşkın nişanı vardurur
Akibet maşuka anı er görür
Gel beru maşukuna er göreyim
Yüreğin zahmine merhem urayım
Aldı cebrail burakı ol zaman
Ta Cenab-ı Ahmede geldi heman
Hak selam etti sana ey Mustafa
Kim mübarek hatırın bulsun safa
Dedi kim gelsin konuklarım anı
Arşımı seyreylesin, görsün beni
Bu gece zahir olur esrar-ı Hak
Gösteriserdir sana didar-ı Hak
Zemzem ile doldu kevn ile mekan
Arşa varır dediler Fahr-i Cihan
Hem sekiz cennet kapısı açtılar
Alemin üstüne rahmet saçtılar
Gel gidelim Hazrete ya Mustafa
Muntazırdır anda ashab-ı safa
Sana cennettten getirdim bir burak
Deveti Rahmandurur eyle yirak
Durdu yerinden hemanden Mustafa
Kodu tacı başına ol pür safa
Çekti ol demde burakı Cebrail
Önüne düştü ana oldu delil
Tarfetül´ayn içre ol şahı harem
Geldi Kudse erdi vü bastı kadem
Enbiya ervahı karşı geldiler
Mustafaya izzet ikram kıldılar
Pes geçip Mihriba ol hayrü´l enam
Enbiya ervahına oldu imam
İki rekat kıldı Aksada namaz
Öyle emretmiş idi ol bi niyaz
Ol gece durmadı ceylan eyledi
Şöyle kim eflaki seyran eyledi
Her biirnden türlü hikmet gördü ol
Ta ki vardı Sidreye erişti ol
Cebrailin durağıdır ol makam
Nüh felek ta kim tutalıdan nizam
Kaldı Cebrail makamında hemin
Dedi ana Rahmeten lil alemin
Bilmezem bu yollrı ben nideyim
Kim garibem bunda kande gideyim
Cebrail dedi Resule ey Habib
Sanmagil bu yerde sen garib
Senin için yaratıldı nüh felek
İns ü cinnü, hur ü cennet hem melek
Bundan hatmoldu benim seyrangahım
Maverasından dahi yok aahım
Ban böyle emredübtür Zülcelal
Açmayam ben bundan öte perrü bal
Eğer geçem bir zerre denlu ileru
Yanarım baştan aşağı ey ulu
Dedi Cebraile ol şah-ı cihan;
Pes makamında dur imdi sen heman
Rah-ı aşkta kim sakınır canını
Ol kaçan görse gerek cananını
Çün ezelden bana aşk oldu delil
Yanar isem yanayım ben ey Halil
Rah-ı aşk sanma gafil serseri
Belki katmer nesnedir vermek seri
‘Ger dilersiz, bulasız oddan necat
Aşk ile, derd ile edin essalat’
Söyleşirken Cebrail ile kelam
Geldi Refret önüne verdi selam
Aldı ol şah-ı cihanı ol zaman
Sidreye gitti vü getirdi heman
Gördü gök ehli ibadettre kamu
Her biri bir türlü taatte kamu
Kim tehlil ü kimi temcid okur
Kimi tesbih ü kimi tahmid okur
Kimi kıyamda kimi kılmış rükû
Kimi Hakka secde kılmış ba huşû
Kimisini aşk-ı Hak almış durur
Valehü hayran´ü mest kalmış durur
Hep gök ehli cümle karşı geldiler
Mustafaya izzet ikram kıldılar
Merhaba ya muhammed dediler
Ey şefaat kan-ı Ahmed dediler
Her biri kutladı mi´racını
Dediler giydin saadet tacını
Yürü kim meydan senindir bu gece
Sohbeti sultan senindir bu gece
Ermedi evvel gelen bu devlete
Kimse layık olmadı bu ri´fate
Çünkü kamusun görüp geçti öte
Vardı erişti ol ulu hazrete
Bi hurufu lafs-ı sazt ol padişah
Mustafaya söledi bî iştibah
Dedi kim mahbubu matlubun benem
Sevdiğin can ile mabudun benem
Gece gündüz durmayıp istediğin
Nola kim görsem cemalin dediğin
Gel Habibim sana aşık olmuşam
Cümle halkı sana bemde kılmışam
Ne muradın var ise kılam reva
Eyleyem bir derde bin türlü deva
Mustafa dedi ya rabbenalalemin
Ey hatabuşu atası çok kerim
Ol zaif ümmetlerin hali ne ola
Hazretine nice anlar yol bula
Gece gündüz işleri isyan kamu
Korkarım ki yerleri ola tamu
Ya İlahi hazretinden hacetim
Bu durur kim olan makbul ümmetim
Hak Tealadan erişti bir nida
Ya Muhammed ben sana kıldım ata
Ümmetini sana verdim ey Habib
Cennetimi anlara kıldım nasib
Ey habibim nedir ol kim diledin
Bir avuç toprağa minnet eyledin
Ben sana aşıkı olucak ey latif
Senin olmaz mı dü alem eş şerif
Zatıma mir´at edindiğim zatını
Bile yazdım adım ile adınıı
Hem dedi kim ya Muhammed ben seni
Bilürem göremeğe doymazsın beni
Liyk varıp davet et kullarımı
Ta gelüben göreler didarımı
Tarfet-ül ayn içere ol Fahri cihan
Ümmühanı evine geldi heman
Her ne vaki oldu ise serseter
Cümlesin ashabına verdi haber
Dediler ey kıble-i İslam-ı din
Kutlu olsun sana mir´ac-ı güzin
Biz kamumuz kullarız sen şahsın
Gönlümüz içinde ruşen mahsın
Ümmetin olduğumuz devlet yeter
Hizmet kıldığımız izzet yeter
Evvel Andık
Evvel andık anı kim evveldir ol
Evveline bulmadı hiç akl yol
Evvelin ol evvelidir bigûman
Ahirin hem ahiridir cavidan
Çünkü Hak evvelliğin bildik ayan
Dinle imdi kılayım sûn´un beyan
Hak Tela ne yarattı evvela
Cümle mahlukattan kim evvel ola
Mustafa nurunu evvel kıldı var
Sevdi anı ol kerimü girgidar
Her ne türlü kim saadet vardürür
Yahşi hu, gerekli adet vardürür
Hak sana verdi mükemmel eyledi
Yaradılmıştan mufaddal eyledi
Andan oldu her nihan-ü aşikar
Arş-ü ferş-ü yerde gökte ne ki var
Ger Muhammed olmaya idi ayan
Olmayıserdi zemin ü asuman
Hem vesile olduğu içün ol Resul
Ademin Hak tevbesini kıldı kabul
Ger Muhammed gelmeseydi aleme
Tac-i izzet ermez idi Ademe
Nuh anıçün buldu hem garktan necat
Daği doğmadan göründü mûcizat
Cümle anın dostluğuna adına
Bunca izzet kıldı Hak ecdadına
Ceddi olduğiçün anın hem Halil
Narı cennet kıldı ana ol Celil
Hem dahi Musa elindeki asa
Oldu anın hürmetine ejderha
Ölmeyip İsa gök´e buldu yol
Ümmetinden olmak için idi ol
Gerçi kim bunlar dahi mürseldürür
Lîk Ahmed ekmelü efdaldürür
Çün temenni kıldılar Haktan bular
Kim Muhammet ümmetinden olalar
Sünnetin tut ümmeti ol ümmeti
Ta nasip ola sana Hak rahmeti
Süleyman Çelebi
Mevlidi Şerif
Mevlidi Şerif
Mevlid-i Şerif
Allah adın zikredelim evvela,
Vacib oldu cümle işte her kula.
Kim ki, Allah adını önce ana,
Her işi kolay eder Allah ona.
Allah adı olsa her işin önü,
Asla ebter olmaz o işin sonu.
Bir kez Allah dese aşkla lisanın,
Kalmayıp dökülür bütün günahın.
Zikri tekrar eyle mütemadiyen!
Her murada erişir Allah diyen.
Haramı bırakıp, helal yemeli,
Şükredip her zaman Allah demeli.
Kerimdir, rahimdir, O ilâhımız,
Bize rahmet kıla yüce şahımız!
Varlığına, birliğine şek yoktur,
Ne yazık, üç tanrı diyen pek çoktur.
Varlığına edilse de çok hayret,
Cümle âlem yokken O vardı elbet.
O varken yok idi, insan, cin, melek,
Arş, dünya, güneş, gezegen ve felek.
Bunların hepsini, O var eyledi,
Birliğine hepsi ikrar eyledi.
Kudretini göstererek O Celil,
Birliğine kıldı bunları delil.
Ol dedi bir kere var oldu cihan,
Olma derse, mahvolur hemen o an.
Resulullah’tır bu varlığa sebep,
Onun rızasını, aşkla et talep!
Resulullahın nuru
Hak teâlâ yaratınca Âdem’i,
Âdem’le süsledi bütün âlemi.
Mustafa nurunu alnına koydu,
Habibimin nuru, bil bu nur dedi.
Kıldı o nur, onun alnında karar,
Kaldı onun ile nice zamanlar.
Daha sonra Havva alnına geçti,
Ondan oğlu Şit’e bu nur nakletti.
Erdi İbrahim’e, İsmail’e hem,
Söz uzayıp gider, hepsini dersem.
Doğunca O rahmeten lil-alemin,
Vardı nur onda karar etti hemin.
Doğumu
Âmine hatundur onun annesi,
O sedeften doğdu O dürdanesi.
Rebiulevvel ayının nicesi,
On ikinci pazartesi gecesi.
O gece ki doğdu, O hayr-ul beşer,
Annesi onda neler gördü neler.
Dedi gördüm, O Habib’in annesi,
Bir acep nur ki, güneş pervanesi.
Fırlayıp evimden çıktı nagehan,
Göklere dek nur ile doldu cihan.
Gökler açıldı, yok oldu karanlık,
Üç melek gördüm, elinde üç ışık.
Biri doğu biri batıda onun,
Biri damında, dikildi Kâbe’nin.
İndiler göklerden melekler saf saf,
Kâbe gibi kılındı evim tavaf.
Yarılıp çıktı duvardan nagehan,
Geldi üç huri bana oldu ayan.
Bu hususta derler o üç dilberin,
Asiye’ydi biri o mehpeykerin.
Biri Meryem hatun idi aşikâr,
Birisi hem hurilerden bir nigâr.
Çevre yanıma gelip oturdular,
Mustafa’yı birbirine muştular.
Dediler oğlun gibi hiçbir oğul,
Yaratılalı cihan, gelmiş değil.
Bu senin oğlun gibi kadri cemil,
Bir anaya vermemiştir O Celil.
Ulu devlet buldun, ey Âmine sen,
Doğacaktır senden O hulk-i hasen
Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır,
Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır.
Bir adı Mahmud, bir adı Ahmed’dir,
Varlığı cümle âleme rahmettir.
Âmine eder vakit oldu tamam,
Ki vücuda gele O hayr-ül enam.
Susadım gayet hararetten katı,
Sundular bir cam dolusu şerbeti.
Şerbeti karşımda tuttu huriler,
Bunu Rabbimiz gönderdi dediler.
Kardan ak idi ve hem soğuk idi,
Lezzeti dahi şekerde yok idi.
İçtim onu oldu, cismim nura gark,
Edemedim kendimi ben nurdan fark.
Geldi bir ak kuş kanadıyla revan,
Arkamı sıvadı kuvvetle heman.
Doğdu o saatte O sultan-ı din,
Nura gark oldu, semavat ü zemin.
Kim olmak isterse ateşten necat,
Aşk ile, şevk ile etsin salevat!
Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah!
Essalatü vesselamü aleyke ya Habiballah!
Essalatü vesselamü aleyke ya Seyyidel-evveline vel-âhirin.
Mahlûkatın hepsi sevindi o an,
Dirilip âlem yeniden buldu can.
Kâinattaki her şey edip seda,
Çağrışarak dediler ki, merhaba!
Merhaba, ey âl-i sultan merhaba!
Merhaba, ey kân-i irfan merhaba!
Merhaba, ey sırr-ı furkan merhaba!
Merhaba, ey derde derman merhaba!
Merhaba, ey rahmeten lil-âlemin!
Merhaba, sensin şefial müznibin!
Bütün dertlilerin dermanı sensin,
Cümle âlemlerin sultanı sensin.
Çünkü nurun ruşen etti âlemi,
Gül cemalin gülşen etti âlemi.
Âmine hatun artmış idi hayreti,
Bir zaman aklı gidip geldi geri.
Gördü gitmiş huriler hiç kimse yok,
Görmedi oğlunu yalvarırdı çok.
Bir an şöyle düşünceye dalmıştı,
Huriler onu götürdü sanmıştı.
Dört tarafa bakıp edince nazar,
Gördü ki bir köşede hayrül-beşer.
O ulu, Kâbe’ye karşı duruyor,
Yüzün yere koymuş secde ediyor.
Secdede diliyle tahmid ediyor,
Kaldırmış parmağın tevhid ediyor.
Dudaklar kıpırdardı, söylerdi kelâm
Anlayamazdım, ne derdi o hümam
Kulağım ağzına verdim, dinledim,
Söylediği sözü o an anladım.
Derdi ki, ya Rab yüzüm tuttum sana,
Ya İlahi ümmetimi ver bana!
Ümmetim dedi sana, O Mustafa,
Ver salevat sen de ona, bul safa.
Essalatü vesselamü aleyke ya Resulallah!
Essalatü vesselamü aleyke ya Habiballah!
Essalatü vesselamü aleyke ya Seyyidel-evveline vel-âhirin.
Miraca gitmesi
Dinle miracını o şahın ayan,
Âşıksan aşk ateşine durma yan!
Pazartesi gecesi gerçek haber,
Leyle-i kadirdi o gece meğer.
O mübarek bahtı, o kadri yüce,
Ümmühanin evine vardı gece.
Orda iken nagehan o yüzü ak,
Cebrail Cennete git dedi Hak.
Bir sırmalı taç ve bir hulle kemer,
Hem dahi al bir burak-ı muteber.
Habibime ilet de, ona binsin!
Arşımı seyreylesin, beni görsün!
Cebrail cennete olunca revan,
Gördü ki, kırk Burak otluyor o an.
İçlerinden bir Burak ağlar katı,
Yiyip, içmez, kalmamış hiç takati.
Gözlerinden yaşlar eylemiş revan,
Ciğerini dertle etmiş perişan.
Dedi Cebrail, niçin ağlıyorsun?
Hüzünle ciğerini dağlıyorsun?
Arkadaşların yiyip içip gezer,
Sen inliyorsun, canını ne üzer?
Dedi, kırk bin yıl vardır ki ya emin,
Aşktır bana yemek ve içmek hemin,
Nagehan bir ses işitti kulağım,
O zamandan bilemem sağı solum.
Nedense yüksek sesle bağırdılar,
Ya Muhammed diyerek çağırdılar.
O andan beri bilemem, n’olmuşam,
O adın ismine âşık olmuşam.
Yüreğim içinde eridi yağım,
Âşık oldu görmeden bu kulağım.
Cenneti başıma bu aşk, dar eder,
Gece gündüz işlerimi zâr eder.
Gerçi cennet içinde duruyorum,
Hep cehennem azabı görüyorum.
Hazret-i Cebrail der ki, ey Burak,
Ağlama hep, verdi muradını Hak.
Bir kimsede, aşkın nişanı olur,
Akıbet maşuk, er geç onu görür.
Gel beri maşukuna götüreyim,
Yarana merhem vurup bitireyim.
Aldı Cebrail Burak’ı o zaman,
Resulullaha ulaştırdı o an.
Hak selam etti sana ey Mustafa,
Ki mübarek hatırın bulsun safa.
Buyurdu gelsin misafirim olsun,
Arşımı seyreylesin, beni görsün!
Bu gece zahir olur esrar-ı Hak,
Gösterecektir sana didar-ı Hak.
Zemzemle doldu bütün âlem o an,
Arşa varır dediler Fahr-i Cihan.
Hem sekiz cennet kapısı açtılar,
Âlemin üstüne rahmet saçtılar.
Gel gidelim Hazrete, ya Mustafa!
Şu anda bekliyor eshab-ı safa!
Sana cennetten getirdim bir Burak,
Davet-i Rahmandır edesin idrak.
Çekti o anda Burak’ı Cebrail,
Önüne düştü ona oldu delil.
Göz açıp kapamadan Kudüs’e vardı,
Etrafını bütün nebiler sardı.
Enbiya ervahı karşı geldiler,
Mustafa’ya izzet ikram kıldılar.
Geçerek mihraba O hayr-ül-enam,
Enbiya ervahına oldu imam.
Gece durmadı yola oldu revan,
Bütün göklerden geçip etti seyran.
Her birinde türlü hikmetler gördü,
Cebrail’le varıp Sidre’ye erdi.
Cebrail’in durağıdır o makam,
Yerle gök ta ki tutalıdan nizam.
Gelip Cebrail makamında durdu
Rahmeten lil-âlemin ona sordu:
Bilemem, bu yolları ben nideyim,
Burada garibim, nere gideyim?
Cebrail dedi, sen ki Habibsin,
Sanma bu yerlerde öyle garipsin,
Burada bitti benim seyrangâhım,
İlerisinden dahi yok âgâhım.
Eğer geçsem zerre kadar ileri,
Yanarım hemen ey Hakkın serveri.
Dedi Cebrail’e o şah-ı cihan:
O halde sen yerinde kal bir zaman.
Söyleşirken Cebrail ile kelam,
Geldi Refref önüne, verdi selam.
Aldı o şah-ı cihanı o zaman,
Sidre’ye giderek getirdi heman.
Gördü gök ehli ibadette hepsi,
Her biri bir türlü taatte hepsi.
Hep gök ehli cümle karşı geldiler,
Mustafa’ya izzet ikram kıldılar.
Merhaba ya Muhammed dediler,
Ey şefaat kân-ı Ahmed dediler.
Her biri kutladı miracını,
Dediler giydin saadet tacını.
Yürü artık meydan senin bu gece,
Sultan ile sohbet senin bu gece.
Hepsi ile görüşüp geçti öte,
Varıp erişti O ulu hazrete.
Rabbimiz harfsiz, kelimesiz ve sessiz
Konuştu Mustafa ile şüphesiz.
Dedi ki mahbub-u matlubun benim,
Sevdiğin can ile mabudun benim.
Gece gündüz durmayıp istiyordun,
Bir kez görsem cemalini diyordun.
Gel Habibim sana âşık oldum ben,
Cümle halkı sana köle kıldım ben.
Ne muradın var ise kılam reva,
Eyleyem bir derde bin türlü deva.
Mustafa dedi ya Rabbel-âlemin.
Ey affı ve hediyesi çok kerim,
O zayıf ümmetimin hali ne ola,
Hazretine nice onlar yol bula?
Ya İlahi hazretinden hacetim,
Şu dur ki, ola en makbul ümmetim.
Hak tealadan duyuldu bir nida,
Ya Habibim ben sana kıldım atâ.
Ümmetini sana verdim ey Habib,
Cennetimi onlara kıldım nasib.
Ey Habibim nedir, o ki diledin,
Bir avuç toprağa minnet eyledin.
Zatıma ayna edindim zatını,
Beraber yazdım adımla adını.
Ya Habibim anlıyorum ben seni,
Görmeğe hiç doyamazsın sen beni.
Tez varıp davet et kullarımı,
Ta gelip de göreler didarımı.
Göz açıp kapamadan Fahri cihan,
Ümmühanın evine geldi heman.
Her ne gelmişse Mirac’da başına,
Cümlesin haber verdi eshabına.
Dediler ey kıble-i İslam-ı din,
Kutlu olsun sana Mirac-ı güzin.
Hepimiz kullarız, sen ise şahsın,
Gönlümüzde daim parlayan mahsın.
Bize, ümmet olmak devleti yeter,
Müslüman olmanın izzeti yeter.
Süleyman Çelebi
Kelimeler:
Ebter: Güdük, neticesiz, kısır
Mütemadiyen: Devamlı
Felek: Gök
Rahmeten lil-âlemin: Âlemlere rahmet olan Resulullah
Necat: Kurtuluş
Dürdane: İnci
Hayrülbeşer: İnsanların en iyisi
Nagehan: Hemen
Dilber: Güzel
Mehpeyker: Ay yüzlü
Nigâr: Güzel yüzlü sevgili
Muştu: Müjde
Hulk-i hasen: Güzel ahlak
İlm-i ledün: Bâtın ilmi
Kân: Menba, kaynak
Şefi-ül-müznibin: Günahlara şefaatçısı
Revan: Akan, uçan
Heman: Hemen
Semavat ü zemin: Yer ve gökler
Furkan: Kur’an-ı kerim
Ruşen: Parlak aydın
Gülşen: Gül bahçesi
Tahmid: Hamd
Tevhid: La ilahe illallah demek
Hümam: Himmetli
Hulle: Cennet elbisesi
Burak: Resulullahı miraca götüren hayvan
Burak-ı muteber: Uygun bir burak
Hayrülenam: İnsanlarını en iyisi
Seyrangah: Gezme yeri
Agâh: Haberdar
Mahbub: Sevilen
Matlub: İstek
Rabbelâlemin: Âlemlerin rabbi
Hacet: İstek
Atâ: Hediye
Güzin: Seçilmiş, beğenilmiş
Mah: Gökteki ay, mahveden, peygamberlik nuru. Küfür karanlıklarını mahvettiğinden, Resulullah’a mah da denmiştir
